19 07 2012

2012 Ramazan Ayi

0 yorum
2012 yılının en güzel mi güzel en mübarek mi mübarek zamanı olan 11 ayın sultanı ramazan ayı geldi. Ramazan ayında oruçlar açılacak, fırınlarda beklenen sıralarda tatlı muhabbetlerle beraber alınan pidelerle açılarak harika bir gün geçirilmek bizi bekliyor…
Yaşamımız içerisinde 2012 ramazan ayını sizlerde bekliyorsanız eğer işte geldi. 11 ayın sultanı Ramazan kapımıza dayandı. Bugün 19 Temmuz 2012 tarihindeyken, bizler bu gece sahura kalkıyoruz ve yarın sabah (20 Temmuz 2012 oruçluyuz) oruçlu olarak güne uyanıyoruz. Harika bir günümüz geçmesi, Allah’ın bizlere yakinen sabır vermesi dileklerimizle…
Herkese Hayırlı Ramazanlar!

04 07 2012

Ahmet kaya Biyografi

0 yorum
Çıkardığı 21 albümüyle gönülleri fetheden Ahmet Kaya şarkıları, Günümüzün en popüler şarkıları olmuştur. Her bir şarkısında farklı bir konuyu ele alan ve genelde toplumsal ile ilgili konuları işleyen sanatçı, 11 yıl önce vefat etmesine rağmen büyük bir istek ve şevk ile hala dinleniliyor.
Ahmet Kaya şarkıları dinlemeniz için oluşturduğumuz ve günlük olarak yüzlerce ziyaretçinin girerek şarkı dinlediği bir platform artık kuruldu. Bu platform sayesinde hem ücretsiz hem de keyifli olarak ister bilgisayarınızda şarkıyı açarak işlerinizi yapabilir dilerseniz şarkıyı dinleyip bilgisayar başında başka işlerinizle de uğraşabilirsiniz.
Sanatçımızı severlerin oldukça fazla olduğunu biliyor ve herkesi böyle bir platforma girmesi için davet ediyoruz. Hemen sizinde böyle bir platforma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız Ahmet Kaya dinlemek için oluşturduğumuz web siteyi ziyaret edebilirsiniz. En yeni şarkılar sekmesi yardımı sayesinde eklediğimiz en son şarkılarına ulaşabilirsiniz. En çok Dinlenen şarkıları sekmesinden ise liste halinde bulunan şarkıları dilerseniz tamamını sırayla dinleyebilir ya da tek tek listede ki şarkıları okuyarak size uygun olan, bildiğiniz şarkıları açıp dinleyebiliriz. Sitemizin bu ve bunun gibi birçok ziyaretçilere imkan sağlıyor.

24 03 2010

Biyoloji - Hücre Bölünmeleri

0 yorum
HÜCRE BÖLÜNMELERİ


Canlılarda mitoz, amitoz ve mayoz olmak üzere üç çeşit bölünme görülür.



I. MİTOZ BÖLÜNME

Mitoz bölünme tek hücreli canlılardan, çok hücreli canlılara ve insana kadar bir çok canlı grubu tarafından gerçekleştirlebilir.

Bu bölünme sonunda bölünen hücrelerden birbirinin tam benzeri olan iki yavru hücre oluşur. Bölünen hücrenin kalıtsal maddesi önce kopyalanır, sonra eşit olarak iki yavru hücreye aktarılır.

Kromozom sayısı ne olursa olsun bölünme yeteneği olan her hücre mitozla çoğalabilir.


Şekil : Kromozom Sayıları Farklı Hücreler

Mitozla Çoğalabilirler


Bir hücreli organizmalarda mitoz bölünme sonucu iki yeni birey oluşur. Böylece üreme sağlanmış olur.

Çok hücreli organizmalarda ise, döllenmiş yumurta olan zigotun mitoz bölünmeler yapmasıyla, organizmanın büyümesi ve gelişmesi sağlanır.

Hücre bölünmesi başlamadan önce, çekirdek dinlenme durumunda olmayıp hücredeki faaliyetlerine devam eder. İki bölünme arasındaki bu metabolik devreye interfaz denir.

İnterfazdan sonra, çekirdek bölünmesi (karyokinez) ve sitoplazma bölünmesi (sitokinez) olmak üzere iki kademede mitoz gerçekleşir. Hücrenin bölünme öncesi ve bölünme sırasında gerçekleştirdiği hayat döngüsü aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.


Şekil : Bir Vücut Hücresinin Hayat Devri


Bu şekilde görülen G1 evresinde hücre sitoplazma ve yüzey olarak büyür. Organel sayıları artar. Hücrenin normal metabolizması devam eder.

S evresinde hücre artık bölünme mesajını almıştır. Bu evrede kromozomlar (DNA lar) ve sentrozomlar kendini eşler.

G2 evresinde ise bölünme sırasında kullanılacak enzimler, proteinler ve ATP enerjisi sentezlenir.



A. KARYOKİNEZ

(ÇEKİRDEK BÖLÜNMESİ)

Bölünme hazırlıklarını bitirmiş olan hücre profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerini geçirerek çekirdek bölünmesini tamamlamış olur.



1. Profaz

İnterfaz sonunda eşlenmiş durumdaki kromatin iplikler bu evrede kısalıp kalınlaşarak kromozom halini alırlar. Hayvan hücrelerinde interfazda eşlenmiş olan sentrozomlar da hücrenin zıt kutuplarına çekilir. Profazın sonuna doğru çekirdek zarı, çekirdekçik ve endoplazmik retikulum erimeye başlar.



2. Metafaz

Bu evrenin başlangıcında profazda erimeye başlayan çekirdek zarı tamamen kaybolur. Eşlenmiş durumdaki kromozomlar hücrenin tam ortasında (ekvator düzleminde) yanyana dizilirler.

Kromozomlar en belirgin halini metafazda alırlar. Sentrozomlardan oluşan iğ iplikleri kromozomları sentromerlerinden (eşlenmiş kromozomların ortası) yakalarlar.

Metafazın sonuna doğru kromozomları oluşturan kardeş kromatitler birbirinden ayrılmaya başlar. Sentromer bölgelerinden iğ ipliklerine bağlı kalırlar.



3. Anafaz

Kromozomları oluşturan kardeş kromatitler tamamen birbirinden ayrılıp zıt kutuplara doğru çekilmeye başlar. Kromatitlerin ayrılması iğ ipliklerinin kısalıp helezon yapmasıyla sağlanır.

Anafazın sonunda zıt kutuplara çekilmiş olan kromatitler artık kromozom olarak adlandırılır.



4. Telofaz

Hücrenin zıt kutuplarındaki kromozomların etrafında çekirdek zarları yeniden oluşturulur.

Çekirdek içinde kalan kromozomlar incelip uzayarak kromatin iplik halini alırlar. Bu sırada profaz evresinde yıkılmış ve dağılmış olan endoplazmik retikulum yeniden oluşturulur. İğ iplikleri kaybolmaya başlar. Profaz evresinde kaybolan çekirdekçikler de tekrar ortaya çıkar.

Böylece çekirdeğin bölünmesi tamamlanmış ve bir hücrenin içinde iki çekirdek oluşmuş olur.



Şekil : Mitoz Bölünmenin Evreleri


II. AMİTOZ BÖLÜNME

Basit yapılı tek hücreli canlılarda, çoğalma sırasında, hücre bölünürken çekirdek zarı kaybolmaz. Bu bölünme tipine gizli mitoz veya amitoz denir.


Şekil : Amipte Amitozla Çoğalma


Buna benzer şeklide, tam mitoz sayılmayan başka bölünmelerde vardır. Bakterilerin zarlı çekirdekleri olmadığından bölünmeleri amitoza örnektir.



A. SİTOKİNEZ

(SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ)

Çekirdek bölünmesinin telofaz evresinin sonuna doğru hücrenin sitoplazması da bölünmeye başlar.

Sitokinez hayvan hücrelerinde dıştan içe doğru boğumlanma şeklinde gerçekleşir. Bitki hücrelerinde ise ölü selüloz çeper boğumlanmaya izin vermediği için, ilk önce iki çekirdek arasında ara lamel oluşturulur. Bu lamel içten dışa doğru büyüyerek hücreyi ikiye böler.

Bu bölünme sonucunda başlangıçtaki hücreyle aynı genetik yapıda, iki hücre oluşur. Hücrelerin sadece sitoplazma miktarları birbirinden farklı olabilir.



III. MAYOZ BÖLÜNME

Eşeyli üreyen canlılarda, üreme hücrelerinin oluşturulması sırasında kromozom sayısının yarıya indirilmesi gerekir. Bu olay hücrenin mayoz bölünme geçirmesiyle sağlanabilir.


Şekil : Mayoz Bölünmenin Safhaları


Gelişmiş canlıların vücut hücrelerindeki kromozom sayısı diploittir (2n). Bu canlıların üreme hücrelerinde (yumurta ve sperm) ise monoploit (n) sayıda kromozom bulunur.

Üreme hücreleri mayoz bölünmeyle oluşturulur. Kromozom sayısının yarıya indirilmesiyle türün kromozom sayısının değişmeden kalması sağlanır. Çünkü gametler döllenerek gelişir.

Mayoz bölünmede bir hücre art arda iki bölünme geçirerek dört yeni hücre oluşturulur. Oluşan hücreler hem birbirlerinden, hem de ana hücreden farklı kalıtsal yapıda olabilir.



A. MAYOZ I BÖLÜNMESİ

Mayoz bölünmenin mitoz bölünmeden farklı olmasını sağlayan olaylar bu evrede gerçekleşir. Bölünme evreleri mitozda olduğu gibi dört safhadan meydana gelir. Şimdi bu bölünmeleri ve mitozdan farklı olarak gerçekleşen olayları inceleyelim.



1. Profaz I

Mitoz bölünmede olduğu gibi çekirdek zarı ve çekirdekçik erimeye başlar. Kısalıp kalınlaşan kromatin iplikler kromozom halini alırlar. Mitoz bölünmeden farklı olarak homolog kromozomlar birbirlerine tutunarak dört kromatitli ve iki kromozomlu tetratları oluştururlar.

Kromozomlar tetrat oluşturduğu sırada kardeş olmayan kromatitler bir çok noktadan birbirlerine temas eder. Bu noktalara sinapsis denir.

Bu sinapsislerden bazılarında kardeş olmayan kromatitler arasında gen alışverişi yapılabilir.

Krosing–over denilen bu olay sadece mayoz bölünmede görülür. Bu olay sayesinde kromozomlar üzerinde bulunan baskın ve çekinik genlerin diziliş sırası değiştirilir. Bu değişim ise oluşacak hücrelerde kalıtsal çeşitliliği artırır.

Krosing-over olayı her tetratta görülmez. Ne zaman ve ne oranda meydana geleceği, hangi karakterler arasında olacağı tam olarak bilinemez. Ancak, bir kromozom üzerindeki genler arası uzaklık arttıkça, krosing-overle değiştirilme ihtimalı artar.



2. Metafaz I

Mitoz bölünmeden farklı olarak homolog kromozomlar hücrenin ortasında üst üste gelecek şekilde iki sıra halinde dizilir. Bu diziliş şekli sayesinde mayoz I de kardeş kromatitler yerine homolog kromozomlar birbirinden ayrılır.



3. Anafaz I

Mitozda kardeş kromatitler birbirinden ayrılıp zıt kutuplara çekilirdi. Mayozda ise kardeş kromatitler yerine homolog kromozomlar birbirinden ayrılır. Bu olay mayoz bölünmede kalıtsal çeşitliliğin oluşmasında etkilidir.

Mayozda krosing-over olmasa bile, homolog kromozomlar rastgele ayrıldığı için, her zaman çeşitlilik sağlanmış olur.



4. Telofaz I

Mitoz bölünmede olduğu gibi önce çekirdek bölünmesi tamamlanır çekirdek zarı oluşur. Telofazın sonuna doğru sitoplazma bölünmesi başlar. Sitokinez mitoz bölünmede olduğu gibi gerçekleşir.

Mayozun ikinci bölünmesi başlamadan önce mayoz I de olduğu gibi interfaz safhası görülmez. Yani DNA eşlenmesi gerçekleşmez. Sadece hayvan hücrelerinde bölünme başlamadan önce sentrozomlar kendini eşler.



Şekil : Mayoz Bölünmenin Evreleri



B. MAYOZ II BÖLÜNMESİ

Mayoz II bölünmesi normal mitoz gibi gerçekleşir. Mayoz I sonunda oluşmuş haploit (n) kromozomlu hücrelerden, yine haploit olan dört hücre oluşur.



1. Profaz II

Çok kısa sürede tamamlanan bir safhadır. Eğer oluşmuşsa çekirdek zarı eriyerek kaybolur. İğ iplikleri kısalıp kalınlaşır.



2. Metafaz II

Kardeş kromatitleri taşıyan kromozomlar hücrenin ortasında tek sıra halinde dizilirler. Kromozomlar sentromerlerinden iğ ipliklerine bağlanırlar.



3. Anafaz II

Hücrenin ekvator düzleminde dizilmiş olan kromatitler iğ ipliklerinin kısalıp helezonlaşmasıyla birbirinden ayrılır. Mitozda olduğu gibi kromatit ayrılması gerçekleştirilmiş olur.



4. Telofaz II

Bu safhanın tamamlanmasıyla mayoz bölünme bitmiş olur. Profaz II evresinde kaybolan çekirdek zarı yeniden yapılır. Kromozomlar tekrar kromatin iplik haline dönüşür. Mayoz bölünmenin başlangıcında kaybolan çekirdekçikler tekrar ortaya çıkar.

Telofazın sonuna doğru sitoplazma bölünmesi başlar. Sitokinezin tamamlanmasıyla diploit (2n) kromozomlu eşey ana hücresinden haploit (n) kromozomlu dört hücre oluşmuş olur.

Biyoloji - Dolaşım Sistemleri

0 yorum
DOLAŞIM SİSTEMLERİ


DOLAŞIM SİSTEMLERİ

Çok hücreli canlılarda, alınan besinlerin ve oksijenin hücrelere ulaştırmak ve artık maddeleri dokulardan uzaklaştırmak için bir taşıma sistemine ihtiyaç vardır. Hayvanlarda bu işlemleri gerçekleştiren sisteme dolaşım sistemi denir.



A. AÇIK DOLAŞIM SİSTEMİ

Yumuşakçaların çoğunda, bütün eklem bacaklılarda (böcekler, araknitler, kabuklular, çok ayaklılar) ve derisi dikenlilerde bulunur. Kalbe kan getiren ve götüren damarlar kısadır.


Şekil : Açık Dolaşım Şeması


Sistemin Diğer Özellikleri

*

Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağlantılı olmadığı için devamlı değildir. Kan kısmen damarlar içerisinde, kısmen de doku hücreleri arasındaki sinüs boşluklarında dolaşır.
*

Kanın akış hızı sürtünmenin fazla olmasından dolayı yavaştır.
*

Bu sistemde atar ve toplar damarlar arasında genellikle kılcal damarlar bulunmaz.



B. KAPALI DOLAŞIM SİSTEMİ

Halkalı solucanlarda, ilkel kordalılarda ve bütün omurgalı sınıflarında görülür.


Şekil : Kapalı Dolaşım Şeması


Sistemin Diğer Özellikleri

*

Atar ve toplar damarlar birbirleriyle bağlantılı olduğu için devamlıdır. Bu bağlantıyı kılcal damarlar sağlar. Kan devamlı olarak damarlar içerisinde dolaşır, dışarıya çıkmaz.
*

Kanın akış hızı yüksektir.
*

Damarlar daha uzun ve daha dallanmış yapıdadır. Kalp yapıları da iyi gelişmiştir. Bütün dokularda madde alış-verişini sağlayan kılcal damarlar bulunur.



C. OMURGASIZLARDA DOLAŞIM

*

Sölenterlerde ve süngerlerde özel bir dolaşım sistemine ihtiyaç yoktur. Çünkü her hücre ortam sıvısıyla doğrudan temas halindedir.
*

Yassı (planarya, tenyalar, karaciğer kelebeği) ve yuvarlak (bağırsak kurtları) solucanlarda da dolaşım sistemi yoktur. Bu görevi kısmen sindirim kanalı yapar.
*

Halkalı solucanlarda kapalı dolaşım sistemi vardır. Solunum deriyle yapıldığı için kan O2 ve CO2 taşımakla da görevlidir.
*

Eklem bacaklılar’ın dört grubunda da açık dolaşım sistemi vardır. Böcekler, çok ayaklılar ve araknitlerde trake solunumu yapıldığı için kan oksijen taşımaz. Kabuklularda solungaç bulunduğu için, kan solunum gazlarını taşır.
*

Yumuşakçalarda (midye, salyangoz, ahtapot, mürekkep balığı) açık dolaşım vardır. Bunlarda da solungaç solunumu olduğu için kan oksijen taşır.
*

Derisi dikenliler’de (deniz yıldızı, deniz kestanesi) açık dolaşım vardır.

Açık dolaşım görülen hayvanların, solungaç solunumu yapanlarında, kan solunum gazlarını taşıdığı için, sadece solungaçlarda kılcal damarlar vardır.



D. OMURGALILARDA DOLAŞIM

1. Balıklarda Dolaşım

Balıkların kalbinde bir kulakçık ve bir karıncık bulunur. Damarlarında kirli kan ile temiz kan karışmadan dolaşır. Kalpte ise her zaman kirli kan bulunur.

Solungaçlarında temizlenen kan tekrar kalbe dönmeden vücuda pompalandığı için, küçük kan dolaşımları yoktur. Vücutta ise sürekli temiz kan dolaşır. Vücut ısıları değişken olmasına rağmen kış uykusu görülmez. Çünkü suyun sıcaklığı +4°C nin altına inmez.




Şekil: Balıklarda Kalbin Yapısı



2. Kurbağalarda Dolaşım

Kurbağaların kalbi üçodacıklıdır. Bunların ikisi kulakçık biri karıncıktır. Karıncıkta ve atar damarlarında kirli kanla temiz kan karışık olarak bulunur. Kalbin sağ kulakçığında kirli kan sol kulakçığında temiz kan bulunur. Vücutta karışık kan dolaşır. Değişken ısılı (soğuk kanlı) hayvanlardır. Kış uykusuna yatarlar.




Şekil: Kurbağa Kalbinin Yapısı



3. Sürüngenlerde Dolaşım

Sürüngenlerde kalp üç odacıklıdır. Ancak kanın hareket dinamiğini artırıcı yarım bir karıncık perdesine sahiptir.

Yine sol kulakcık temiz,sağ kulakcık kirli kan taşır. Karıncıkta kirli kanla temiz kan karışır ve damarlarında karışık kan dolaşır. Timsahlarda diğerlerinden farklı olarak kalp dört odacıklıdır. Kalplerinde kirli ve temiz kan birbirine karışmaz. Ancak, kalbin karıncıklarından çıkan damarlar arasındaki panizza isimli kanalda temiz kanla kirli kan az oranda birbirine karışır.


Şekil: Sürüngenlerde Kalbin Yapısı



4. Kuşlarda ve Memelilerde Dolaşım

Bu canlıların kalpleri dört odacıklıdır. Temiz ve kirli kan hiçbir zaman karışmaz.

Vücut ısıları sabit olup, çevreye göre değişmez. Bundan dolayı kış uykusuna da yatmazlar. Bu tip canlılara sıcak kanlı canlılar denir.

Bunu sağlayan en önemli faktör, beyinlerinde ısı düzenleme merkezinin (hipotalamusun) bulunmasıdır.




Şekil: Kuşlarda ve Memelilerde Kalbin Yapısı



E. İNSANDA DOLAŞIM SİSTEMİ

1. Kan Dokusunun Yapısı

Kan, damarların ve kalbin içini dolduran taşıma sıvısı olup, % 45 kadarı hücrelerden, %55 kadarı da kan plazmasından meydana gelmiştir.



Kan Hücreleri

*

Alyuvar (Eritrositler) : Yapılarındaki hemoglobinden dolayı kana kırmızı rengini veren hücrelerdir. Oluştuklarında çekirdeklidirler, ancak olgunlaştıklarında çekirdeklerini kaybederler.

Alyuvarlar, solunum organlarından aldıkları O2 yi dokulara taşır ve dokulardan alınan CO2 nin solunum organlarına taşınmasına yardımcı olurlar. Kanın pH sını düzenler, kan grubu antijenlerini bulundururlar. 1 mm3 kandaki sayıları 5 milyon kadar olup; yaş, cinsiyet, yapılan iş ve yaşam ortamının yüksekliğine göre değişir.

*

Akyuvarlar (Lökositler) : Beyaz renkli iri çekirdekli, büyük ve sabit bir şekli olmayan kan hücreleridir. Kemik iliği ile lenf düğümlerinde ve dalak, timüs gibi lenf dokularında üretilirler. Ömürleri birkaç gündür. İnsanın 1 mm3 kanında 8 - 10 bin kadar akyuvar bulunur.

Akyuvarlar, mikropları fagositozla yutarak veya onlara karşı antikor üreterek vücudun savunmnasını sağlarlar.

*

Kan pulcukları (Trombositler) : Kemik iliğindeki iri yapılı hücrelerden (megakaryosit) oluşan kandaki en küçük parçacıklardır.

Tam bir hücre yapısında olmadıklarından ömürleri kısadır. Kanın pıhtılaşması için, trombokinaz enziminin üretilmesini sağlayarak önemli rol oynarlar.


Şekil : Çeşitli Kan Hücreleri


Kanın damar içerisinde pıhtılaşmasını engelleyen madde, karaciğer ve diğer bazı hücreler tarafından üretilen heparin isimli polisakkarit’dir.



2. Kalbin Yapısı Ve Çalışması

Kalp, üstte iki kulakçık (atrium), altta iki karıncık (ventrikulus) olmak üzere dört bölmelidir.

Sağ kulakçığa üst ana toplar damarı ile alt ana toplar damarı bağlanır. Sağ karıncıktan ise akciğer atar damarı çıkar. Sağ kulakçık ile karıncık arasında üçlü kapakçık (trikuspit) bulunur.


Şekil : İnsanda Kalbin Yapısı


Sol kulakçığa akciğer toplar damarı açılır. Sol karıncıktan aort atar damarı çıkar. Sol kulakçık ile karıncık arasında ikili kapakçık (mitral = bikuspit) bulunur. Atardamarlarla karıncıklar arasında da üçlü kapakçıklar vardır.

Kalp, dıştan içe doğru perikard, miyokard, endokard olmak üzere üç tabakadan meydana gelir.

Kalbin Çalışması : Kalbin çalışması, kalp kasının kasılıp (= sistol) ve gevşemesi

(= diastol) ile olur.

İlk kasılma sağ kulakçığın duvarında yer alan sinoatrial düğüm (S.A.) ün otonom sinir sistemi tarafından uyarılmasıyla başlar ve kulakçıklar kasılır. Uyarılar kalbin arka duvarında iki kulakçık arasında bulunan atrioventriküler (A.V.) düğümüne iletilir. A.V. düğümü, his demeti adı verilen özelleşmiş miyofibriller ile devam eder.

His demetleriyle uyarılar karıncıklara iletilerek karıncıkların kasılması sağlanır. Kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer.



Kalp Atış Hızını Etkileyen Faktörler :

a. Sinirler : Otonom sinir sistemine ait sempatik sinirler kalp atışını hızlandırır, parasempatik (vagus siniri) sinirler kalp atışını yavaşlatır.

b. Hormonlar : Asetil kolin hormonu kalp atışını yavaşlatır, adrenalin ve tiroksin hormonu hızlandırır.

c. Sıcaklık değişmeleri : Vücut sıcaklığı arttıkça S.A. uyarılır ve kalp atışı hızlanır.

d. CO2 miktarı : Kandaki CO2 nin artması kalp atışını hızlandırır.

e. Kimyasal maddeler : Kafein ve tein kalp atışını etkiler ve hızlandırır.



3. Kan Damarlarının Yapısı

İnsanın dolaşım sisteminde üç çeşit kan damarı ve lenf damarları bulunur.

a. Atar Damarlar (Arter): Kanı kalbin karıncıklarından diğer organlara taşıyan damarlardır. Akciğer atar damarı kirli kan, diğer atar damarlar O2 bakımından temiz kan taşırlar.

Şekil : Kan Damarlarının Yapısı


Atar damarlardaki kanın hareketi, kalbin yaptığı kan basıncıyla sağlanır.

b. Toplar Damarlar (Vena) : Bunlar dokularda oluşan metabolizma artıklarını ve ince bağırsakta emilen besin maddelerini kalbin kulakçıklarına taşıyan damarlardır.

Akciğer toplar damarı O2 bakımından temiz kan, diğer toplar damarlar ise kirli kan taşırlar.



Toplar damarlardaki kanın hareketi ;

*

Kulakçıklardaki gevşeme ile doğan kalbin negatif emme basıncı,
*

İskelet kaslarının kasılması,
*

Soluk alma sırasında göğüs bölgesindeki basıncın azalması,
*

Yapılarındaki düz kasların kasılması,
*

Tek yöne açılan kapakçıkların bulunması,
*

Üst kısımdaki damarlarda yerçekiminin etkisi, gibi faktörlerle sağlanır.

Şekil : Organlarından Geçen Kanın Damarlar

Boyunca Değişen Basınç ve Hız Grafiği


c. Kılcal Damarlar (Kapiller): Atar damarlarla toplar damarlar arasında bulunan en ince çaplı damarlardır. Yapıları tek sıralı epitel dokudan (endotelyal hücrelerden) meydana gelmiştir.

Kan ile doku sıvısı arasındaki bütün madde alış verişi kılcal damarlarla olur.



4. Kanın Vücuttaki Dolaşımı

İnsanda kan dolaşımı, büyük ve küçük dolaşım sistemi olarak ikiye ayrılır. Bu sistemlerde kirli ve temiz kan ayrı ayrı dolaşır.




Şekil : Kanın Vücuttaki Dolaşımı


a. Büyük kan dolaşımı

Sol karıncık ® AORT ® Organ atar damarları ® Kılcallar ® Organ toplar damarları ® Üst ve alt ana toplar damarı ® Sağ kulakçık



b. Küçük kan dolaşımı

Sağ karıncık ® Akciğer atar damarı ® Akciğer kılcalları ® Akciğer toplar damarı ® Sol kulakçık



c. Dolaşım Sisteminin Görevleri :

*

Sindirilmiş besinleri, sindirim organlarından toplayarak dokulara taşımak ve dağıtmak,
*

Solunum organlarından aldığı O2 yi dokulara taşımak,
*

Dokulardan aldığı CO2 yi solunum organlarına taşımak,
*

Metabolizma artıklarını boşaltım organlarına taşımak,
*

Hormonları ilgili organlara iletmek,
*

Vücut ısısını düzenlemek,
*

Vücut sıvılarının asit - baz dengesini (pH) düzenlemek,
*

Vücudun zararlı maddelere karşı savunmasını sağlamak,
*

Yaralanma halinde pıhtılaşmayı sağlayarak kan kaybını önlemek.



5. Lenf Sistemi

Lenf sistemi : Lenf damarları, lenf düğümleri, lenf kılcalları ve bazı küçük organlardan meydana gelmiştir.

Lenf damarlarıyla taşınan ve içinde akyuvarlar bulunan doku sıvısına lenf (akkan) denir. Bu sıvıda alyuvar ve pıhtılaşma faktörleri yoktur.

Lenf düğümleri : Lenf kılcallarının birleştiği yerlerde bulunan özel hücre kümeleridir. Bu yapılarda lenfosit adı verilen akyuvarlar üretilir.



Lenf düğümleri en çok, kasıklarda koltuk altlarında, boyunda ve bazı dokular arasında bulunur.



Lenf dolaşımı: Vücuttan toplanan lenf iki yoldan kan dolaşımına katılır.

I. Bacaklardan, vücudun ve başın sol tarafından, bağırsaklardan toplanan lenf damarları, sol köprücük altı toplar damarına bağlanır. Bu damar da üst ana toplar damarıyla kalbin sağ kulakçığına açılarak lenfi kalbe taşır.

II. Başın ve gövdenin sağ yarısıyla sağ koldaki lenfin taşındığı yoldur. Bu organlardaki lenf damarları büyük lenf kanalına bağlanır. Bu damar sağ köprücük altı toplar damarıyla birleşip üst ana toplar damarı yoluyla kalbin sağ kulakçığına açılır ve lenf kana karışır.

Böylece bütün lenfin birleştiği ilk yer üst ana toplar damarı olmuş olur. Buradan kalbe gelen lenf tekrar bütün vücuda dağıtılır.



Lenf Sisteminin Görevleri:

*

Madde alışverişine aracılık eder.
*

Bağırsaktan emilen yağ asitleri, gliserol ve A, D, E, K vitaminlerini dolaşıma katar.
*

Lenfosit üreterek kana verir, böylece savunma sistemimizin temel yapısına katkı sağlar.



Şekil : İnsanda Lenf Dolaşımı

*

Doku sıvısının fazlasını kana taşır. Kanın sıvı miktarının düzenlenmesine yardımcı olur. Bu sistemle kılcal damarlar ile alınamayan doku sıvısı içindeki maddeler yeniden dolaşım sistemine dahil edilir.



6. Dokularla Kan Arasında Madde Alış Verişi

Tüm doku hücreleri doku sıvısı denilen kan plazmasına benzer bir sıvı ortam içinde bulunurlar. Madde alış verişi kılcal damarlardaki kanla doku sıvısı, sonrada doku sıvısıyla doku hücreleri arasında yapılır.

Kılcalların atar damar ucunda kan basıncı, osmotik basınçtan daha yüksek olduğundan, su ve çözünmüş maddeler kılcal damarlardan doku sıvısına difüzyon ve osmozla geçer.

Kılcalların toplar damar ucunda ise, osmotik basınç, kan basıncından büyüktür; su ve çözünmüş maddeler (artıklar) doku sıvısından kılcal damarlara geçer.


Şekil : Kılcal Damarlar ve Dokular Arasında Madde Değişimi



Kan ile doku sıvısı arasındaki madde alışverişinin bu şekilde açıklanması Starling Hipotezi olarak bilinmektedir.



7. Bağışıklık sistemi

İnsanın herhangi bir hastalık mikrobunu önceden bilerek, ona karşı gerekli savunma maddelerini (antikorları) kanında hazır bulundurmasına bağışıklık denir.

Bağışıklık aktif ve pasif olarak kazanılır. Aktif bağışıklık, vücudun ilgili mikroba karşı antikor üretmesiyle kazanılır ve savunma amaçlıdır. Pasif bağışıklık ise mikrop vücuda girdikten sonra kazanılır ve daha çok hastalığı tedavi etmeye yöneliktir.

a. Aşı Yaptırmak: Aşı, hastalık etkeni olan mikrobun toksinlerinin, zayıflatılmış ya da öldürülmüş hücrelerinin sağlıklı insana enjekte edilmesidir. Vücut bunu gerçek mikrop zannederek antikor üretimini başlatır. Ve bundan sonra ilgili antikordan kanda belli oranda bulunur. Gerçek mikrop girince antikor üretimi hızlandırılarak mikrobun enfeksiyona (hastalığa) neden olması önlenir.

b. Hastalığı Geçirmek: Gerçek mikrop vücuda ilk defa girdiğinde bireyi hasta eder. Çünkü vücut mikrobu tanıyarak yeterli antikor düzeyine hemen ulaşamaz. Vücut bu mikropla mücadeleyi biraz uzun zamanda kazanır.

Daha sonra aynı hastalık etkeni tekrar bulaşsa bile hastalık yapamaz. Çünkü vücut yeterli antikor düzeyine hemen ulaşır. Kabakulak, su çiçeği, kızamık gibi hastalıklar bir defa geçirilir.

c. Doğuştan Bağışıklı Olmak: Bazı insanlar bazı hastalık etkenlerine karşı doğuştan (genetik olarak) duyarsız olabilir. Örneğin, insanların büyük bir kısmı penisilin adlı antibiyotiği algılamazken, az bir kısmı penisiline duyarlıdır.

d. Serum Kullanmak: Hastalık mikrobu vücuda girdikten ve hastalık yaptıktan sonra, hastalığı tedavi etmeye yönelik olarak serum kullanılır. Serumda hazır antikor vardır. Bunun için pasif bir bağışıklık sağlar. Uzun süreli olmaz, çünkü vücudun antikor üretmesi uyarılmaz. Serumlar başka canlılardan elde edilir.

e. Dirençli Vücut : İnsanın iyi beslenmesi, spor yapması, psikolojik olarak rahat olması dirençli bir vücut sağlar. Bu da bazı mikropların kolayca girip yayılmasını önler.



Örnek Soru :

Normal bir insanda, aşağıdakilerin hangisinde verilen damarların üçünün de taşıdığı kandaki yadımlama ürünü miktarı eşittir?



A) Akciğer toplar damarı – Aort atar damarı – Böbrek atar damarı

B) Alt ana toplar damar – Akciğer toplar damarı – Üst ana toplar damar

C) Karaciğer üstü toplar damarı – Böbrek toplar damarı – Bağırsak toplar damarı

D) Böbrek atar damarı – Karaciğer atar damarı – Akciğer atar damarı

E) Alt ana toplar damar – Aort atar damarı – Bağırsak toplar damarı

(1998 - ÖSS)

Cevap A

Biyoloji - Boşaltım Sistemleri

0 yorum
BOŞALTIM SİSTEMLERİ


BOŞALTIM SİSTEMLERİ

Canlıda metabolik faaliyetler sonucunda vücud dışına atılması gereken zararlı ve artık maddeler oluşur. Bu zararlı ve artık maddelerin dışarı atılmasına boşaltım, boşaltımda görev yapan organ ve yapıların oluşturduğu sisteme de boşaltım sistemi denir.



A. BİR HÜCRELİLERDE BOŞALTIM

Tek hücreli organizmalarda boşaltımı sağlamak amacıyla oluşmuş özel bir yapı veya sistem yoktur.

Tek hücreli canlılardan amip, öglena ve paramesyum da CO2, NH3 gibi boşaltım maddeleri pelikula denilen hücre zarından difüzyon ve osmozla atılır.

Tatlı sularda yaşayan amip, öglena ve paramesyum gibi organizmalar metabolizma artıklarını hücre yüzeyi ile attıkları için, hücre hacmine göre hücre yüzeyi fazladır. Bu nedenle hücreye sürekli su girer. Bu su hücrenin aşırı şişerek patlamasına neden olabilir. Hücrenin patlamasını önlemek için fazla su kontraktil kofullarla difüzyonun tersi yönünde dışarı atılır.



B. OMURGASIZLARDA BOŞALTIM

*

Sünger ve sölenterlerde, boşaltım organı bulunmadığından, boşaltım vücut yüzeyinden difüzyonla sağlanır.
*

Yassı solucanlardan Planarya da boşaltım organı olarak “alev hücreleri” bulunur.

Alev hücresinin esas görevi hayvanın vücudundaki su dengesini sağlamaktır.

*

Halkalı solucanlar da (toprak solucanı) karbondioksiti vücut yüzeyinden difüzyonla dışarı atar. Boşaltım organı, olarak nefridyum bulunur.

Şekil : Toprak Solucanında Nefridyumlar


*

Yumuşakcalarda da boşaltım organı nefridyumlardır. Nefridyumlar kirpikli hunilerle başlar ve düz bir kanalla manto boşluğuna açılır. Örneğin Midye ve Salyangoz.
*

Böceklerde oluşan karbondioksitin organizmadan atılması, trake borularıyla gerçekleşir. Boşaltım artıkları ise “Malpighi tüpleri" ile atılır.



C. OMURGALILARDA BOŞALTIM

Omurgalılarda üreme sistemi ile boşaltım sistemi birbirine bağlantılı olup, boşaltım böbrekler ile yapılır.



Su ve Kara Hayvanlarında Azotlu Artık Maddelerin Boşaltımla Atılması

*

Suda yaşayan tek hücrelilerle küçük basit yapılı su hayvanları amonyağı bol su ile birlikte atarlar. Seyreltildiği için amonyağın zehirli etkisi azaltılmış olur.
*

Tatlı su balıklarında NH3 ve üre solungaçlar ve ağız epitelinden difüzyonla dışarıya atılır. Böbrekler daha çok su dengesini ayarlamada görev yapar.
*

Deniz balıklarında glomerulus körelmiştir. Böbrek kandan çok az su süzer. Fazla tuz solungaçlardaki tuz bezleriyle dışarı atılır.
*

Kara hayvanlarından böcekler, sürüngenler ve kuşlar vücutlarına çok az su aldıklarından amonyağı ürik asit kristallerine dönüştürerek dışarı atarlar. Böylece zehirli amonyağı çok az zehirli ürik asit halinde ve su kaybını en aza indirerek atmış olurlar.
*

İnsanlar ve memeli hayvanlar amonyağı daha az zehirli üreye dönüştürürler. Ürenin vücuttan atılması da bir miktar suyla sağlanır.

Ürenin çözünerek atılması için gerekli olan su, amonyak için gerekenden çok az, ürik asit için gerekenden biraz fazladır.



Üre oluşumu ornitin devri olarak adlandırılan bir tepkime dizisiyle sağlanır. İnsanda üre kuş ve sürüngenlerde ise ürik asit oluşumunun gerçekleştiği yer karaciğerdir.

Karaciğerde oluşan üre, kan dolaşımına katılır ve böbreklere ulaşır. Kan böbreklerden geçerken süzülen üre idrarla dışarı atılır.



D. İNSANDA BOŞALTIM SİSTEMİ

İnsan boşaltım sisteminin başlıca organları böbrekler, idrar kanalları ve idrar torbasıdır. Her böbrekten çıkan birer adet idrar kanalı (üreter), idrar torbasına (mesane) bağlanır. İdrar torbası da idrar kanalı (üretra) ile dışarı bağlanır.


Şekil : İnsanda Boşaltım Sisteminin Genel Yapısı


Böbrek, dıştan içe doğru kabuk (=korteks), bunun altında yer alan öz (=medulla) bölgesi ve havuzcuktan (pelvis) meydana gelmiştir.

Böbrekte görev yapan temel birim nefrondur. Bir böbrekte yaklaşık 2 - 2,5 milyon nefron bulunur.



1. Nefronlardan Kanın Süzülmesi

Böbreklere gelen kanın süzülmesi boşaltım kanalcığının başlangıcındaki kılcal damar ağından süzülür.

Şekil : Kılcallardan Nefron Kapsülüne Süzülme


Bu süzülme tamamen fizikseldir. Kılcal damarlardaki yüksek kan basıncı, kan plazmasının bir kısmının boşaltım kanalcığına geçmesine sebep olur.

Bu geçiş olayına süzülme denir. Boşluğa geçen sıvıda inorganik tuzlar, glikoz, üre ve su gibi maddeler bulunur. Sağlıklı bir insanda yaklaşık bir günde 180 lt lik sıvı süzülür. Bu kan basıncına bağlı olarak değişir.



2. Geri Emilim ve İdrar Oluşumu

Eğer boşaltım kanalcığına süzülen sıvı aynen dışarı atılsaydı vücut çok miktarda su ile birlikte glikoz, amino asit, ve inorganik tuzlar gibi faydalı maddeleri de kaybetmiş olurdu.


Şekil : Nefronda Süzülme, Salgılama ve Emilim Olayları


Fakat durum böyle değildir. Süzülen sıvı içindeki faydalı maddeler ve suyun büyük bir bölümü kanalcık hücreleri tarafından emilerek tekrar kana geri verilir. Su dışındaki diğer maddeler çoğunlukla aktif taşımayla geri emilir.

Emilen su miktarı vücudun o sıradaki ihtiyacına bağlı olup hipofizden salgılanan “antidiüretik”(vazopressin) hormon tarafından ayarlanır. Süzülme ile bütün maddeler Bowman kapsülüne geçemezler kanalcık hücrelerini saran kılcal damarlardaki bu maddeler (H+ ve NH+4) aktif taşıma ile kanalcığa geçirilerek idrar oluşturulur. Bu olaya salgılama veya aktif boşaltım denir.


Şekil : Bir Nefronun Kısımları


Belirli bir pH’ta olan idrarda su, üre, ürik asit vardır. İdrar öz bölgesindeki toplama kanallarından havuzcuğa boşalarak idrar kanalı ile idrar torbasında biriktirilir ve zaman zaman idrar torbası düz kaslarının otonom çalışmasıyla dışarı atılır.



3. Böbreğin Düzenleyici Rolü

Böbrekler, kanın bileşimini, pH derecesini, ve vücuttaki su, sodyum ve potasyum gibi maddelerin miktarını düzenlemede görev yaparlar.

Ayrıca doku sıvısındaki su ve tuz miktarını düzenler. Böbreklerin bu düzenlemede görevini yapmasında böbrek üstü bezlerinden salgılanan “aldosteron” ve hipofiz bezinin salgıladığı “antidiüretik” hormonun etkisi büyüktür.



4. Böbreğin Görevleri

*

Metabolizma artıkları ve zehirli maddeleri atmak.
*

Organizmanın su dengesini ayarlamak.
*

İç ortamın iyon dengesini düzenlemek.
*

Kan plazmasının osmotik basıncını düzenlemek.
*

Organizmanın asit – baz dengesini düzenleyerek kan PH sının 7,4 te kalmasını sağlamak.